55. Ulusal Nöroloji Kongresi

NOROKONGRE 2019


 
İDYOPATİK PARKİNSON HASTALIĞINDA D VİTAMİNİ DÜZEYİNİN DAMAR SERTLİĞİNE ETKİSİ
BURCU YÜKSEL 1 FATMA GENÇ 1

1- ANTALYA EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ NÖROLOJİ KLİNİĞİ
 
Amaç:

İdyopatik Parkinson hastalığı, 65 yaş üstü popülasyonu sıklıkla etkileyen, kronik, progresif seyirli nörodejeneratif bir hastalıktır. Arteryel sertlik, aterosklerozun ve kardiyovasküler olayların önemli bir göstergesidir. Ayrıca D vitamini eksikliği de kardiyovasküler risk faktörleriyle ilişkili bulunmuştur. Nabız dalga hızı (Pulse wave velocity-PWV) arteryel sertliğin dolaylı ölçümünü yansıtır. Bu amaçla, hastaların D vitamin düzeyleriyle arteryel sertliğin ilişkisini araştırmayı amaçladık.

Gereç ve Yöntem:

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi hareket bozuklukları polikliniğinde düzenli takip edilen 92 idyopatik Parkinson hastası (n=70, erkek: %76.1) ve 73 kontrol (n=43, erkek: %58.9) çalışmaya dahil edildi. PWV arteryel sertliği değerlendirmek için ölçüldü. Değer ne kadar yüksekse arteryel sertlik o kadar fazlaydı. 25 hidroksi- D vitamini [25 (OH) D Vit] konsantrasyonu Antalya ilinde güneşlenme alışkanlıkları kişiden kişiye değişebileceğinden kış aylarında kemiluminesan yöntemiyle ölçüldü.

Bulgular:

Her iki grupta da yaş ve PWV arasında güçlü korelasyon saptandı (p<0.0001 r=0.948, p<0.0001 r=0.927, sırasıyla). Sistolik ve diyastolik kan basınçları ile PWV arasında orta derecede korelasyon saptandı (p<0.001, r=0.463; p=0.001, r=0.330). Serum 25 (OH) D Vit konsantrasyonu hasta grubunda kontrollere göre istataistiksel olarak daha düşüktü (p=0.0001). Multivariete lineer analizde, yaş ve sistolik kan basıncı, hastalardaki PWV değerleri için bağımsız prognostic factor olarak saptandı (p<0.0001, p=0.006, sırasıyla).

Sonuç:

Bu çalışmada, yaş, sistolik kan basıncı ve muhtemelen de Parkinson hastalığının kendisi artmış arteryel sertlik ile ilişkili bulunmuştur. Hastalardaki düşük D vitamin düzeylerinin PWV değerlerini etkilemediği saptanmıştır. Daha büyük gruplarla arteryel sertliği etkileyen potansiyel risk faktörlerini araştıran yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.